Memet Ali Alabora
Memet Ali Alabora'yı tanıdığımda ben herhalde 19'dum o da 21 filan.
Memet Ali Alabora'yı tanıdığımda ben herhalde 19'dum o da 21 filan.
25 Mayıs günü (yani yazının da yazıldığı bugün)Taksim’de, Devlet Sanat Kurumları’nın “Sanat Üst Kurulu” adlı bir kuruma bağlanması tasarısının geri çekilmesine yönelik eylem tertip edilmişti*
Deri mezbahadan çıkar, fakat kundura orada yapılmaz; kumaş fabrikada dokunur, fakat elbise orada dikilmez...
MADRİD'den SEVGİLER
Çok kısa yazacağım. 2 ayı geçti Şehir Tiyatroları yönetmeliği Belediye Meclisi kararıyla yürürlüğe gireli. Bu 2 ay boyunca neler neler oldu. Eylemler, gösteriler, açıklamalar, bildiriler; yorulduk. Ama bu yorgunluk kabul etmeyecek kadar mühim ve hassas meseleye nasıl yaklaşmamız gerektiğini bulduk, ki daha da mühimi bu. Zaman içinde tüm yapılacaklar paylaşılacak.
Sadece bu cümle kaldı aklımda. İnsan ol!
Nedir ki Zıplarlar Ego Tramplenlerinde!
Günlerdir Rosenbergler Ölmemeli adlı İBŞT 2011-2012 sezonu oyunuyla ilgili haberler, karalama kampanyaları vs. ile karşı karşıyayız. Bu meselenin Zaman Gazetesi merkezli deşilmesiyle başlayan sürece, Hadi Uluengin ve Engin Ardıç adlı yazarların da katılması, sonrasında Şehir Tiyatroları yönetiminin meseleye eğilmesiyle ortaya çıkan durum, yorucu ve bir o kadar da kırıcı hale geldi nihayet.
Zaman Gazetesi’nde İskender Pala imzalı bir oyun eleştirisi çıktı geçenlerde. Günlük Müstehcen Sırlar adlı İBBŞT 2011-2012 sezonu oyunuyla ilgili. Yazının içeriği eleştirmekten çok, aşağılamak üzerineydi.
AKM (Atatürk Kültür Merkezi) 2008 yılından beri kapalı. Bu konuyla ilgili 2 yıl önce bir yazı yazmıştım.
Ne diyeyim, ne yazayım Allah Kahretsin. Sürekli sahneden de haber vermek olmaz.
Neredeyse 3 ay olmuş daha yeni yazıyorum, benimki de iş. Ama sezonun açılmasına az bir süre kalması bunu daha anlamlı kılıyor sanırım.
Tam 2 yıl önce perdesini ilk kez Van Gogh adlı oyunla açan Tiyatro Gerçek, yeni oyunu Annem Yokken Çok Güleriz’le karşımızda.
Tam 1 ay oldu Şehir Tiyatrolarının Buluşma Yeri adlı oyunu gösterime gireli. Bu 1 ay öncesinde, yapılan 3 aylık çalışma, provalar, yorgunluk, herşey ama herşey yerini “sakin” bir “oyun telaşına” bıraktı.
Sanırım bundan 10 yıl evveldi. Okulun bitmek üzere olduğu zamanlar. Bir yandan iş, bir yandan okul, ne yapılacak, nasıl olacak, mezuniyet yaklaşıyor, nerelerde ne gibi işlere imza atılacak (ama atılacak orası kesin:) filan derken mezuniyet oyunları oynandı ve diplomalar ele alınarak, nasıl olsa biri beni keşfedecek yanılgısıyla havalı havalı gezintiler başladı.
2010 yılının son günü. Yeni yıl geldi. Eskisinde başlayan yeni sezon, yenisinde eskiyecek yine, ne acaip. Ama farkında olmak zorunda olduklarımız aynı kalacak. Biraz duygusal bir yazı olacak bu da, ama öyle; ne yapalım?
Sadece şunu söylemek istiyorum; Onur bana rolünü verebilecek kadar iyi bir arkadaştı. Sahneye kendi yerine benim çıkmamı sağlayacak kadar iyi....
Evet nihayet fısıldaşmalar başladı. Nihayet tiyatro ve gösteri sanatlarına dair konuşmalar, merak arzeden demeçler ve kulaktan dolma bilgiler ortalığa yayılmaya başladı. Tiyatrodunyasi.com’da da sayfalar biraz olsun hareketlendi, yeni yazılar kendilerini göstermeye başladı.
Evet yaz bitiyor ve yeni bir sezon başlamak üzere. Tüm tiyatro kumpanyaları hummalı bir çalışma içinde, yeni sezonu seyirciye en keyifli ve acılı yönleriyle tattırabilmek için. İçinde olmadığım bir başlangıç olacak çok uzun zaman sonra ama olsun, bu da güzel. Keyfini çıkartmaya çalışıyorum.
Tam 5 buçuk aylık askerlik bitti ve geldim. Aslında 15 gün oldu geleli ama gelir gelmez başlayan işler, koşuşturmalar dolayısıyla ancak yazabiliyorum. Bu kısa ama yoğun zaman içerisinde neler olmuş neler!...
Onur’un vefatı bu anlamda Haluk Abi’yi de haklı çıkarır gibi. Seyirciye, sakatlık hastalık gibi şeyleri açıklayabilirsiniz ama ölümü açıklayamazsınız....
12 Aralık itibariyle askerim. Yani bir müddet buralarda olamayacağım. Giderayak bir veda etmek hoş olabilir diye düşündüm. Kimbilir belki bir Manisa Güncesi serisi çıkartmış olarak dönerim askerden....
Uzun zaman olmuş yazmamışım. Bu sebepten bir şeylere yoğunlaşayım ve yazayım diye düşünürken, AKM çıktı karşıma. Nedendir bilmem ama AKM kader gibi sürekli karşımıza çıkıyor ve şöyle bir sarsıyor hepimizi...
Kendi Gözyaşında Yıkan ve Kendi İnanç Evini Oluştur Çağlar Yiğitoğulları’nı bilir misiniz? Ya da şöyle sorayım; Çağlar Yiğitoğulları’nı ne kadar bilirsiniz? Yaklaşık altı buçuk yıl önce Şehir Tiyatroları’na dahil olduğumda tanıdım Çağlar’ı. O bir Shakespeare oyunu olan Macbeth’te oynuyordu, bense bir başka Shekespeare oyunu olan Hırçın Kız’da. Zaten o sene bir Shakespeare oyununda oynamayan Şehir Tiyatrosu oyuncusu yok denecek kadar azdı...