Tez Elden Mezuniyet
Asırlardır süren gizem, tezlere konu olan doğa olayı; Kadın / Erkek İlişkisi ..
Asırlardır süren gizem, tezlere konu olan doğa olayı; Kadın / Erkek İlişkisi ..
Erkekler; düzeltiyorum erkek oyuncular, nasıl oluyor da bu kadar iyi kadın taklidi yapabiliyorlar? diye bir soruyu ancak ve ancak meslekten olmayan benim gibi biri sorabilir herhalde...
Başrollerinde birkaç çapulcu ile koskocaman bir devletin başı var.
Fazilet, ahlak, namus, şeref gibi değer yargıları için daha başka nelerden vazgeçilinebilirdi ki…??
Uzun zaman oldu görüşmeyeli; hoşgeldim... İstedim ki; bu kadar uzun zaman ara verdikten sonra, yeniden yazmak için şöyle beni heyecanlandıracak güzel bir oyun olsun.
2001 yılında Afife Jale Ödülleri’nde Özen YULA’ya Cevat Fehmi BAŞKUT Yılın En Başarılı Oyun Yazarı ödülünü kazandıran “Ay Tedirginliği”nin prömiyeri 19 Aralık 2009 Cumartesi akşamı Duru Tiyatro’nun Moda/İstanbul adresindeki kendi sahnesinde yapıldı.
Bu sezon benim sezonum olacak sanırım; William Shakespeare’in oyunları ve derlemelerinden oluşan bir sezon başladı ve yanlışım yoksa şimdiden 2 ya da 3 farklı oyun sahnelenmekte bile...
DÜZEN BOZUK, SAHNE ŞAHANE... Salona ilk adımı attığınız dakikada oyunun büyülü atmosferi başlıyor aslında.. İlk olarak, açık sahne perdesinin o amacına fazlasıyla ulaşan sersemleştirici haliyle karşılaştığınızda yani...
Sezonla birlikte Duru Tiyatro da oyunlarını sahnelemeye başladı ve bu dönem -yanılmıyorsam- 2.sezonu olmasına rağmen tadından bir şey kaybetmeyen AŞK HER YERDE ile 3 Ekim akşamı “perde” dedi...
Oyun; her ne kadar “bir benlik savaşı” gibi anlatılmakta ise de, içeriğinde “kendin olmak, benliğini bulmak,…” tan ziyade farklı bir saflık da dikkat çekmekte… Yıllarca saf olan şeylere olan özlemimize ve onları ne kadar fazla göz ardı ettiğimize de değinmekte aslında Henrik İbsen.
Öncelikle şunu bilmenizi istedim; naçizane yazılarımın değil yorumlanması, okunması dahi beni müthiş gururlandırmakta ve kendimi önemli hissetmemi sağlamaktadır. Keza birçoğunuzun -artık- bildiği üzere; ben ne eleştirmen, ne de sanatçıyım. Sadece bir izleyiciyim.
“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz...Bakan olabilirsiniz...Hatta cumhurbaşkanı olabilrsiniz...Fakat sanatçı olamazsınız.” Mustafa Kemal ATATÜRK
“Umarım yazdıklarım genç sanatçıların işine yarar ve onlara bir yol gösterir. Önünde sonunda yıllarını sanatçı yetiştirmekle geçirmiş birinin deneyimlerinden yola çıkılarak yazılmış, hayatının büyük bir bölümünü bu işe vermiş birinin elinden çıkmış bir kitap bu... İşinize yaraması umuduyla...”
Farkında mısınız? Tiyatro, son yıllarda inanılmaz bir hızla gelişme göstererek; o eski, ciddi, biraz soğuk ve bilindik ambalajını üzerinden çıkartıp atmaya ve yeniliklere yelken açmaya karar vermiş gözüküyor. Gayet iyi de yapıyor bence…
Sevgili Kemal ORUÇ’un 21.01.2009 tarihli makalesine gözüm ilişti bugün yine… Pek öyle iğneli sözlerden hoşlanmam aslen, haddimi gayet iyi bilirim. Lakin; hazır yeterince üzüntülü ve hafif bozuk günlerimden birini yaşıyorken, araya ben de bir iki laf sıkıştırmak istedim desem yalan olmaz.
Bu, belki doğru zamanda doğru adreste olmak, belki biraz acemi şansı, ya da insanların -o verdikçe daha fazlasını alabildiğiniz- enerjilerinden kaynaklanan bir mucize; adı her neyse…
William Shakespeare…. Gelecek, maddiyat ya da isim kaygısı olmadan, güzel yüreğinden akan aşkın, tutkunun mürekkebiyle yazdığı onca söz, onca sone, onca oyun günümüze kadar gelmiş ve görünen o ki; bizden sonraki nesle doğru da hızla yol almakta…
Haziran ayı ikinci yarısında Beyoğlu İstiklal caddesinde şöyle bir tur attıysanız; Atlas Pasajı’nın içindeki Küçük Sahne’de 15-29 Haziran 2009 tarihleri arasında düzenlenen SAKM 3. Gençlik Tiyatro Festivali’nden haberdar olmuş, hatta belki kiminiz ücretsiz sergilenen bu oyunlardan birini ya da birkaçını izleme imkanı bulabilmişsinizdir.