Eleştiriler
İzmit'te 'Alternatif Bir Tiyatro'nun 'Uyan-Ma'sı
Melisa Ayşegül Çal, , 3.865 görüntülenme
İZMİT' TE “ALTERNATİF BİR TİYATRO”NUN
“UYAN-MA”SI
“Başkaları için kendinizi unutursanız, o zaman sizi daima hatırlayacaklardır” der Dostoyevski. Der diyorum; çünkü kendisini hiç unutturmayan, her daim hatırlatan ve hatırlatacak bir yazardır o.
Gerçi bahis unutmaktan ya da hatırlamaktan açıldığında, bu kadar da uzaklara gitmeye gerek yok sanıyorum. Gelin, biz daha yakın bir zamana gidelim: Son bir seneye mesela. Neleri hatırlıyoruz etrafımızda olan? Neleri unuttuk? Acıları kalbimize gömüp; başımız dik, sırtımız pek yolumuza devam mı ettik? Nerede bu millet, nerede bu devlet deyip; iki gün hayıflanıp adalet mi istedik? Dost sohbetlerinde ahkamlar kesip, sabah işimize gücümüze kaldığımız yerden devam mı ettik? İşin daha da iç yüzüne bakarsak unuttuk mu? Unutturulduk mu? Peki buna rağmen uyumalı mı? “Uyanma-lı” mı?
Söz konusu “ Uyan-ma”mız ise sevgili Ersin in olan biteni unutturmayacağı bir gerçek. Kocaeli Üniversitesi dramatik yazarlık bölümü mezunu Ersin'in, bir gergef gibi işlediği hikayesi; isteseniz de istemeseniz de size bildiklerinizi unutturacak cinsten. Metnin içerisindeki bir cümlenin bile ne eksik ne fazla olduğu, her birinin nakış nakış birbirine geçtiği bu hikayenin her anını can kulağıyla dinledim. Ersin Çakmak kesinlikle bu ülkenin gelecek vaad eden ve çok başarılı olacağına gönülden inandığım bir yazarı.
Tabii siz de hak verirsiniz ki; dramatik bir metin ne kadar iyi olursa olsun, iyi bir oyunculukla bütünleşmedikçe sahnede devleşmesi de bir hayli zor oluyor. İşte tam bu noktada Ersin'in yardımına birbirinden başarılı üç başarılı oyuncu yetişiyor: Murat, Durmuş ve Burak. Bir metnin sahnede şahlanması, oyuncuların rollerini iyi anlamasından değil; onunla muntazam bir şekilde bütünleşmesinden geçer. Murat Kuşaksız, Durmuş Çetin ve Burak Tikansak da bu metnin bir “bütün”e dönüşmesinde tartışmasız büyük rol oynuyorlar. Tabii yönetmenleri Taner ağabeylerinin katkılarını da göz ardı etmenin büyük ayıp olacağı da bir gerçek.
Oyunları izlemeye gittiğimde hemen dekora, ışığa odaklanıp; sahnelenme süresince her birini zihnimde anlamlandırmaya çalışırım. Sahneye konulan luzumsuz bir şey olursa, oyun sonuna dek gözüm ona takılır ve beni hastalık boyutunda rahatsızlık eder. Bu oyunda kullanılan dekor ise tam da olması gerektiği gibi. Her şey o kadar kararında ki... Oyunda rolü olmayan hiçbir şeye sahnede yer verilmemiş. Her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği yerde. Tüm bunların yanısıra, sayın seyircileri “uyandır-ma” maksatlı yapılan yabancılaştırma tekniklerini ve metnin kurgusal yapısını da unutmamak lazım tabii. Hele ki böyle bir oyunda en ve tek önemli gayemiz; aktif, sorgulayan, gerçek bir anlayışa ulaşan seyirci ise.
Tuncer Cücenoğlu bir oyununda, yaşlı bir bilgeden alıntı yapar: “ Korku varken insanın düşünme yetisi gelişemez... Korku insandaki düşünmeyi çarpıtıp saptıran en olumsuz durumdur. Hepimize dehşet salmış korku denen bu gerçeği bir de çocuklarınıza yaşatmayın !”
Unutmayın ve “uyan-ma” nın dayanılmaz hafifliğini yaşayın...
Unutmayan, unutturmayın tüm ekibin ellerine sağlık...
Melisa Ayşegül Çal
“UYAN-MA”SI
“Başkaları için kendinizi unutursanız, o zaman sizi daima hatırlayacaklardır” der Dostoyevski. Der diyorum; çünkü kendisini hiç unutturmayan, her daim hatırlatan ve hatırlatacak bir yazardır o.
Gerçi bahis unutmaktan ya da hatırlamaktan açıldığında, bu kadar da uzaklara gitmeye gerek yok sanıyorum. Gelin, biz daha yakın bir zamana gidelim: Son bir seneye mesela. Neleri hatırlıyoruz etrafımızda olan? Neleri unuttuk? Acıları kalbimize gömüp; başımız dik, sırtımız pek yolumuza devam mı ettik? Nerede bu millet, nerede bu devlet deyip; iki gün hayıflanıp adalet mi istedik? Dost sohbetlerinde ahkamlar kesip, sabah işimize gücümüze kaldığımız yerden devam mı ettik? İşin daha da iç yüzüne bakarsak unuttuk mu? Unutturulduk mu? Peki buna rağmen uyumalı mı? “Uyanma-lı” mı?
Söz konusu “ Uyan-ma”mız ise sevgili Ersin in olan biteni unutturmayacağı bir gerçek. Kocaeli Üniversitesi dramatik yazarlık bölümü mezunu Ersin'in, bir gergef gibi işlediği hikayesi; isteseniz de istemeseniz de size bildiklerinizi unutturacak cinsten. Metnin içerisindeki bir cümlenin bile ne eksik ne fazla olduğu, her birinin nakış nakış birbirine geçtiği bu hikayenin her anını can kulağıyla dinledim. Ersin Çakmak kesinlikle bu ülkenin gelecek vaad eden ve çok başarılı olacağına gönülden inandığım bir yazarı.
Tabii siz de hak verirsiniz ki; dramatik bir metin ne kadar iyi olursa olsun, iyi bir oyunculukla bütünleşmedikçe sahnede devleşmesi de bir hayli zor oluyor. İşte tam bu noktada Ersin'in yardımına birbirinden başarılı üç başarılı oyuncu yetişiyor: Murat, Durmuş ve Burak. Bir metnin sahnede şahlanması, oyuncuların rollerini iyi anlamasından değil; onunla muntazam bir şekilde bütünleşmesinden geçer. Murat Kuşaksız, Durmuş Çetin ve Burak Tikansak da bu metnin bir “bütün”e dönüşmesinde tartışmasız büyük rol oynuyorlar. Tabii yönetmenleri Taner ağabeylerinin katkılarını da göz ardı etmenin büyük ayıp olacağı da bir gerçek.
Oyunları izlemeye gittiğimde hemen dekora, ışığa odaklanıp; sahnelenme süresince her birini zihnimde anlamlandırmaya çalışırım. Sahneye konulan luzumsuz bir şey olursa, oyun sonuna dek gözüm ona takılır ve beni hastalık boyutunda rahatsızlık eder. Bu oyunda kullanılan dekor ise tam da olması gerektiği gibi. Her şey o kadar kararında ki... Oyunda rolü olmayan hiçbir şeye sahnede yer verilmemiş. Her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği yerde. Tüm bunların yanısıra, sayın seyircileri “uyandır-ma” maksatlı yapılan yabancılaştırma tekniklerini ve metnin kurgusal yapısını da unutmamak lazım tabii. Hele ki böyle bir oyunda en ve tek önemli gayemiz; aktif, sorgulayan, gerçek bir anlayışa ulaşan seyirci ise.
Tuncer Cücenoğlu bir oyununda, yaşlı bir bilgeden alıntı yapar: “ Korku varken insanın düşünme yetisi gelişemez... Korku insandaki düşünmeyi çarpıtıp saptıran en olumsuz durumdur. Hepimize dehşet salmış korku denen bu gerçeği bir de çocuklarınıza yaşatmayın !”
Unutmayın ve “uyan-ma” nın dayanılmaz hafifliğini yaşayın...
Unutmayan, unutturmayın tüm ekibin ellerine sağlık...
Melisa Ayşegül Çal