Makaleler
Türk tiyatrosu ve Münir Özkul (2)
Hayati Asılyazıcı, , 2.097 görüntülenme
Haldun Taner’in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı oyunu Türk Tiyatrosu’nda yeni bir aşamaydı. Güngör Dilmen’in “Midas’ın Kulakları”, antik Anadolu kültürünün tiyatroya uygulanması ile sahnemize bir yenilik getiriyordu. Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası”, geleneksel öğeleri içeren açık biçim olarak çağdaş bir yorumu içeriyordu. “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”ndan sonra, Turgut Özakman’ın “Resimli Osmanlı Tarihi” ve “Fehim Paşa Konağı” adlı yapıtları da geleneksel ile çağdaş oyun yazarlığımızın doruk yapıtlarıydı. İşte böyle bir yenilik taşıyan Taner’in “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” tiyatromuzun kalıcı baş yapıtları arasında yer almaktaydı. Bu oyunu doruklara taşıyan İstanbul Şehir Tiyatroları’nın başarılı oyuncuları ile Münir Özkul’dur. Özkul; dönemin yani 1977’lerin tiyatro tarihimize altın harflerle yazılan bu saydığım yapıtlarından biri olan “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”ndaki “Fasulye Cihan” rolü ile damgasını vuruyordu.
Çetin İpekkaya’nın yönettiği, Haldun Taner’in oyunu; uyumlu kadrosu ile hem Türk Tiyatrosu’na hem de İstanbul Şehir Tiyatroları’na yeni bir soluk getirmişti. Bu analiz ve sentezli oyun, Münir Özkul ile özdeşleşmişti. Tiyatro izleyicisinin inanılmaz yoğun ilgisi 3 yıl kapalı gişe oynamasını sağlamış; dördüncü yıl repertuarda olmasına karşın 12 Eylül 1980 Askeri Cuntası birçok alanda olduğu gibi getirdiği acımasız sansürle Türk Tiyatrosu’nu ve dolaylı olarak İstanbul Şehir Tiyatrolarını duraksamaya uğrattı.
“Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunu Fatih Tiyatrosu’na (Reşat Nuri Sahnesi) rötasyon nedeniyle götürdüğümüzde Harbiye Tiyatrosu seyirci bakımından doluluğunu koruyordu. Kadıköy, Üsküdar sahnelerinde de aynı oyun oynandığında Harbiye Tiyatrosu diğer oyunlarla da izleyicisini buluyordu. İşte bir oyunun gişe yazgısını değiştirmesi o tiyatroya yoğun ilgiyi artırabiliyor. Bir başka örnek vermem gerekirse, Anton Çehov’un “Martı” adlı oyunu; Moskova Sanat Tiyatrosu’nda, Stanislavski tarafından sahneye konulmasından sonra (1890) öylesine büyük bir başarıya ulaşmıştı ki, Moskova Sanat Tiyatrosu’nun tiyatro izleyicisi açısından yazgısı değişiyordu. Çehov oyunlarında Stanislavski yöntemi asıl başarıyı getirmekteydi. Bugün bile Çehov’un oyunları Stanislavski yöntemi ile başarılara ulaşıyor.
Oyunu Bulgar Tiyatro Oyuncular Birliği’nden ülkemize konuk gelen iki sanatçı izlemişti. Şimdi adlarını anımsayamadığım iki Bulgar tiyatro oyuncusundan biri, Bulgar Tiyatrosu Oyuncular Birliği’nin Başkanı; diğeri de Türkçe bilen Sofya’daki Satir Tiyatrosu’nun ünlü komedyeni idi. “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunu o kadar çok beğendiler ki, özellikle Münir Özkul’u oyundan sonra Özkul’un soyunma odasına gidip, sarılıp defalarca yanaklarından öptüler. Ben de konukların yanlarında idim. Münir’in odasında “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nı Sofya’da düzenlenecek olan Bulgar Tiyatro Festivali’ne davet edeceklerini sözlü olarak açıkladılar ve yazılı olarak davet edeceklerini de bildirdiler. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ile bu çağrı da gerçekleşmemiş oldu!
Hayati Asılyazıcı
Aydınlık
Çetin İpekkaya’nın yönettiği, Haldun Taner’in oyunu; uyumlu kadrosu ile hem Türk Tiyatrosu’na hem de İstanbul Şehir Tiyatroları’na yeni bir soluk getirmişti. Bu analiz ve sentezli oyun, Münir Özkul ile özdeşleşmişti. Tiyatro izleyicisinin inanılmaz yoğun ilgisi 3 yıl kapalı gişe oynamasını sağlamış; dördüncü yıl repertuarda olmasına karşın 12 Eylül 1980 Askeri Cuntası birçok alanda olduğu gibi getirdiği acımasız sansürle Türk Tiyatrosu’nu ve dolaylı olarak İstanbul Şehir Tiyatrolarını duraksamaya uğrattı.
“Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunu Fatih Tiyatrosu’na (Reşat Nuri Sahnesi) rötasyon nedeniyle götürdüğümüzde Harbiye Tiyatrosu seyirci bakımından doluluğunu koruyordu. Kadıköy, Üsküdar sahnelerinde de aynı oyun oynandığında Harbiye Tiyatrosu diğer oyunlarla da izleyicisini buluyordu. İşte bir oyunun gişe yazgısını değiştirmesi o tiyatroya yoğun ilgiyi artırabiliyor. Bir başka örnek vermem gerekirse, Anton Çehov’un “Martı” adlı oyunu; Moskova Sanat Tiyatrosu’nda, Stanislavski tarafından sahneye konulmasından sonra (1890) öylesine büyük bir başarıya ulaşmıştı ki, Moskova Sanat Tiyatrosu’nun tiyatro izleyicisi açısından yazgısı değişiyordu. Çehov oyunlarında Stanislavski yöntemi asıl başarıyı getirmekteydi. Bugün bile Çehov’un oyunları Stanislavski yöntemi ile başarılara ulaşıyor.
Oyunu Bulgar Tiyatro Oyuncular Birliği’nden ülkemize konuk gelen iki sanatçı izlemişti. Şimdi adlarını anımsayamadığım iki Bulgar tiyatro oyuncusundan biri, Bulgar Tiyatrosu Oyuncular Birliği’nin Başkanı; diğeri de Türkçe bilen Sofya’daki Satir Tiyatrosu’nun ünlü komedyeni idi. “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunu o kadar çok beğendiler ki, özellikle Münir Özkul’u oyundan sonra Özkul’un soyunma odasına gidip, sarılıp defalarca yanaklarından öptüler. Ben de konukların yanlarında idim. Münir’in odasında “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nı Sofya’da düzenlenecek olan Bulgar Tiyatro Festivali’ne davet edeceklerini sözlü olarak açıkladılar ve yazılı olarak davet edeceklerini de bildirdiler. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ile bu çağrı da gerçekleşmemiş oldu!
Hayati Asılyazıcı
Aydınlık