İçeriğe geç
Tiyatro Dünyası

Eleştiriler

9 AY sON GÜN - Tiyatro Oyunbozan

Yasemin Aktaş, , 12.746 görüntülenme

OYUNBOZAN’ın kurucusu olan Sermiyan Midyat yola çıkış düşünü şöyle özetliyor:
“En iddialısından bir sözle cüret belki bu gösterdiğimiz. Sinema ve televizyon gibi görsel alternatifleri düşünecek olursak, tiyatronun seyirciye ulaşma sorunu aşikar kuşkusuz. Elbette bunun çok anlaşılır ve hak verilir nedenleri var. Suç sadece tiyatroya gelmiyor dediğimiz seyirci de olmasa gerek. Gelinmiyorsa, biz de yapamıyoruzdur. Suçu üzerimize alıyoruz.
Kendi arasında konuşmaktan ötürü azarlanan bir çocukluğun büyüyerek, kendi arasında konuşabileceği ve anlaşılabileceği bir dil, humor ve üslupla seyirciye ulaşmak hevesi zihnimizi alıkoyan. Ve elbetteki bir öfke bizi alıp sahneye koyan. Bu suç ve düşle kuruldu OYUNBOZAN.”
Perdelerini ilk kez açan tiyatro grubu Oyunbozan, oyuncu Sermiyan Midyat tarafından 2007 de kurulmuş olup adından sık sık söz ettireceğe benziyor... Bu grubun ilk oyunu olan 9 AY sON GÜN Sermiyan Midyat tarafından kaleme alınmış, aynı zamanda Midyat karşımıza hem yönetmen hem oyuncu olarak da çıkmakta. Türkiye’de sayısı bir elin parmaklarını bile geçemeyen tiyatro yazarlarına bir yenisinin daha eklenmiş olduğunu görüyoruz bu oyunla.
Gelelim oyunun konusuna; ilk başta ana rahminde üç spermden pardon, dört spermden bahsediliyor. Ana rahmindeki dört sperm ne kadar ilgi çekici olabilir diye düşünürken bulundukları rahmin sahibi canlı bomba olmaya karar verince işler trajik bir hal alıyor. Hatta bu trajiklikten doğan komiklikler içinde buluyoruz kendimizi. Spermlerden oluşacak embriyoların karakterleri birbirinden zıt kutupları oluşturuyor. Liberal sağcı bir sperm, onun akabinde tam zıttı olan solcu feminist bir sperm, bir diğeri aşırı dindar olup en sonuncusu da azınlığı temsil eden eşcinsel bir spermin aralarında geçen konuşmaları, duygu karmaşasını endişelerini, anlaşmazlılarını, izlemekteyiz oyun boyunca. Buldukları çözümlerse bir işe yaramaz çünkü onların yapabileceği pek de bir şey yoktur annenin kararını beklemekten başka. Neyse annemiz kararlıdır kendini, kendi mantığına uyan düşünceler için feda etmeye ve içindeki canlıları da bu düşünceleri uğruna yok etmeye. Anne karakterine sesiyle Zuhal Olcay eşlik ediyor.
Karakterlere baktığımızda ise Sermiyan Midyat’ın oynadığı kişiliğin liberal biri olduğu pek de anlaşılmıyor. Midyat’ın oynadığı karakterin biraz silik olduğu düşüncesindeyim biraz daha kendini göstertebilirdi ve hatta Emel Çölgeçen’le tamamen rolleri değiştirmeleri daha doğru olurdu düşüncesindeyim. Sermiyan Midyat sol görüşlü birini Emel Çölgeçen de liberal karakteri daha güzel geçirebilirdi izleyiciye. Oyunun görünen tek kadın oyuncusu olan Emel Çölgeçe’nin ses konusunda biraz zorlandığını hissediliyor diğer oyunculara ayak uydurabilmek için. Erdem Akakçe’nin baskın bir karaktere sahip olduğu ve rolüne hâkimiyeti oyunun başından sonuna kadar belli oluyordu. Kimi yerlerde tekrarlanan aynı espriler zaman zaman rahatsızlık vermiş olsa da Akakçe rolünün hakkını fazlasıyla verdi bu oyunda. Zira ilk perde daha yüksek performansla oynanan oyunda ikinci perdede biraz düşüşler olmadı değil. Oyunda seslendirmeleriyle birçok sanatçımız katkı sağlamakta. Daha öncede belirttiğim gibi bunların en başında anne karakterini seslendiren Zuhal Olcay geliyor. Bülent Emin Yarar, Ferhan Şensoy, Altan Erkekli… Sesleriyle oyuna eşlik eden oyuncularımız. Oyunun müzikleri de diğer dikkat çeken unsurların başında bence. Rap müziğin tiyatroyla bağdaşabileceğini hiç düşünmemişken aslında kötü de bir uyum olmamış tam da yerine oturmuş olduğunu düşünüyorum bu oyun için. Dekora söylenecek pek bir şey yok. İnsan kendini tekrar ana rahminde hissediyor. Özellikle ışık efektleriyle dekor daha bir canlı, daha bir gerçeğe yakın görünüyor.
Tüm bunların sonunda oyun sonrası "işte bu" dedirten bir oyunla karşı karşıyayız. Aslında her şeyiyle kararında bir oyun olmuş. Konusu itibariyle de yaratıcı olduğunu kanaatindeyim. Kesinlikle bu sezonki oyunlar içinde mutlaka zaman ayrılıp da gidilmesi gereken bir oyun ve sonrasında da iyi ki gelmişim bu oyuna diyeceğinizden kesinlikle eminim. Seyircinin enerjisiyle beslenen oyuncuların temposu, bir hayli artmakta oyun boyunca. Bizde bu ekibin heyecanına ortak olduk ilk gününde heyecanlarını beraber paylaşarak. Son söz olarak bana da gidin görün demekten başka bir şey kalmıyor.
Yasemin Aktaş
yasemin@tiyatrodunyasi.com
PaylaşXFacebookWhatsAppE-posta

Yasemin Aktaş imzalı diğer yazılar

Yazarın sayfası
Eleştiriler

ŞEHİR TİYATROLARINDAN YENİ OYUN : YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe bu sezon Şehir tiyatrolarının kalabalık kadroya sahip oyunlarından birisidir. Orhan Asena’nın kaleme aldığı bu eserde, Kanuni Sultan Süleyman(Mazlum Kiper) zamanında oğullarının tahta geçmek için yaşadıkları süreç çarpıcı bir şekilde dile getirilmiş. Hürrem Sultan’ın(Berrin Koper) oyunlarına gelen Kanuni’nin ilk eşinden (Gülbahar) olma oğlu Şehzade Mustafa’nın (Doğan Altınel) öldürülmesinden sonra diğer oğulları arasında yaşanan taht kavgası gözler önüne seriliyor.

Eleştiriler

Oyunbaz Martı ile karşınızda…

Bu oyunu çok duymuş ve gitmeyi de çok istemiştim ama bir türlü vakit bulup da gidemedim. Dolapdere mi, oraya nasıl gideceğim diye düşünüyordum. Çok da uzak değilmiş. Geçenlerde Yurdaer Okur’la yaptığımız söyleşide, kendisi bu oyundan bahsetmiş ve çok beğendiğini söylemişti. Bende gittim, gördüm ve…

Röportajlar

Uzun Soluklu Oyunların Oyuncusu Yurdaer Okur ile Söyleşi

Devlet Tiyatrosu’nun uzun soluklu oyunlarında (Leenane’nin Güzellik Kraliçesi ve Benerci Kendini Niçin Öldürdü) rol alan deneyimli oyuncuyla, oyun çıkışında buluşuyorum. Tiyatro izleyicisinin yakından bildiği, tiyatroyu takip edemeyenlerinde televizyonlardan tanıdığı ve sevdiği bir isim Yurdaer Okur. Söyleşi öncesi, onun hakkında araştırma yaparken çok güzel yazılar okumuştum. Söyleşiden hemen önce izlediğim Benerci’deki performansına hayran kaldığımı söylemeliyim (bu söylediğim diğer oyuncular içinde geçerli). Konuşmamız boyunca tavır ve davranışlarıyla, tiyatroya ve sinemaya olan aşkı gözlerinden okunuyor diyebilirim. Keşke sizde orda olabilseydiniz ama yinede üzülmeyin. Bu röportaj, okudunuz zaman gözlerinizde canlandırabileceğiniz gibi capcanlı oldu. Şimdiden iyi okumalar herkese…

Eleştiriler

Sivas ’93- Dostlar Tiyatrosu

“Bu bir eleştiri değil, teşekkür yazısıdır.” Düşündüm de benim ilkokula başladığım yıllarda ( 7–8 yaşlarında ) yaşanan bu olay hakkında, hatırımda kalan pekte bir şey yok. Oyunu izlerken, oyun hakkında bir bilgimin olmamasına üzüldüm, daha doğrusu yaşanan o katliamı hatırlamadığıma üzüldüm. Katliam diyorum, çünkü bir takım insanların dolduruşuna gelen cahil insanlar topluluğunun, hem dinden bahsedip, hem de bu cinayeti işlemesi katliamdan başka nedir ki! On beş yıl tarih açısından çok kısa bir zaman belki de. (Bu yaşananların bir filmden ibaret olmasını isterdim, keşke onca masum insan o şekilde ölmeseydi.)