İçeriğe geç
Tiyatro Dünyası

Polemik

Fırıldak Eleştirmenliği Kolay Değil

Can Doğan, , 4.147 görüntülenme

Biri ortaya çıkıp da kendini “eleştirmen” olarak tanıtırsa ve eleştiri yazısı olduğunu iddia ettiği “şeyler” yazarsa o kişiye “eleştirmen” denir mi bilemiyorum...


En azından ben demem...


Bir sanat eserini “eleştirmenin” bir numaralı koşulunun o eserin tamamını enine boyuna takip etmesi gerektiğini düşünüyorum... Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen biri 10-15 YTL verip bilet alan ve oyun seyretmek için salona giren zibidi değildir ki canı sıkılınca çıkıp gitsin...


Daha önce “Keşanlı Ali Destanı” oyunuyla ilgili olarak oyunu yarısında terkettiği iddia edilen ve kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin yaptığının eleştirmenlik değil “Maymunluk” olduğunu yazmıştım... Fikrimde hiç bir değişiklik yoktur...


Bir tiyatro oyununun birazına bakıp da fikir beyan eden birinin “tiyatro eleştirmeni” olarak anılmasının tiyatro sanatına da “eleştirmenlik sanatına” da saygısızlık olduğuna eminim...


Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin tiyatro sanatıyla ilgili hiç bir şey bilmiyorsa da haddini bilmesi gerektiğini düşünüyorum...


Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin daha oyunun birinci perdesi bitmeden “tilt” olması ne demek... Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin sahnede akan tere gözlerini kapatıp “kötü adam”laşmaya ne hakkı var... Dayanamamasını biraz zorlamayla da olsa anlamakla beraber “sinirlenmek” ne demek...


Bir oyun eleştirisi yazısı olduğu söylenen harf yığınında “peh, peh, peh” gibi ifadeler kullanarak çocuk paylar tadında ifadelerin mana ve ehemniyeti nedir... “Peh”leyen “Üstün” insan mahalle ağzıyla “sanat” eleştirisi yapma hak ve yetkisini nereden bulmuştur... 


Sokakta görsem tanımayacağım Tolga Karel adında, “Üstün” eleştirmen’in yazısından öğrendiğim kadarıyla Paris Devlet Konservatuvarı mezunu olan ve aynı okulda tiyatro eleştirmenliği konusunda yüksek ihtisas yapmış oyuncuya “dizi incisi” diye tırnak içi ifadelerle “aklınca” hakaretamiz bir şekilde hitabetme hakkını kim ve nereden almıştır... Sonuçta Tolga Karel adındaki şahıs “Üstün” insanın kendi kendine yakıştırdığı “tiyatro eleştirmenliği” konusunda dünyaca tanınan bir ihtisas sahibidir...


Tamam, televizyonlardaki magazin haberciliğinin zıvanadan çıktığını bu işi yapanlar da dahil kimse inkar etmiyor, ama kim hangi yetkiye dayanarak bu işi yapanlara “helvacı” gibi son derece aşağılayıcı bir sıfat yakıştırma hakkına sahiptir ki?


Aydoğan Temel’in Aleksandr Dumas’ya kanıp haddini aşıp aşmadığını bilemem. Peki, kendini “tiyatro eleştirmeni” ilan eden birinin haddiyle ilgili raconu kim kesecek? Açıkçası eleştirmen olmak da bu kadar kolaysa 1997’de hakkın rahmetine kavuşan benim babam da eleştirmen olabilir...


Oyunu seyretmedim, bilmiyorum, belki de Aydoğan Temel “ben yaptım oldu” deyip hata yapmış olabilir... Lâkin akıllı olalım... Sanki manitasıyla gırgır olsun diye tiyatroya gelmiş bir yeni yetme gibi oyunun yarısında “tilt” olup çekip giden “tiyatro eleştirmeni”nin sonuna kadar seyretmediği bir oyun konusunda ahkam kesmesini nasıl izah edeceğiz?


“Görmemeniz” gereken oyun diyerek insanların bir oyun hakkında kendi öznel fikirlerini oluşturmasına engel olmaya “eleştirmenlik” mi diyeceğiz? Buna sansürcülük denir... “Üstün” insana inanırsak bu oyunu görmememiz gerek... Nasıl yani? Sorsak demokratlıkta muhtemelen mangalda kül bırakmayacağına emin olduğum “Üstün” insan benim neyi seyredip seyretmeyeceğime “hükmediyor”... Ağır olalım, ağır olalım da “eleştirmen” desinler... Fikrini yazarsın, “tilt” olursun tamam... Ama seyircinin ne seyredip seyretmeyeceğine karar veremezsin... Eleştiri bir savlama alanıdır, hüküm alanı değil...


Bir şey bilmiyorsak da haddimizi bilelim...


“ve bildiğiniz gibi konu da, oyun da, oynanış da, sahneleniş de beni sıkacak, eleştirmeniniz oyunu birinci perde bitiminde herkese göstere göstere, hiç utanmadan terk edecek…” buyurmuş “Üstün” insan... “sıkıldım” demiyor, “sıkılacak” diyor. “Terk ettim” demiyor. “Terk edecek” diyor... Psikolog değilim ama Türkoloji okumuş biri olarak bu ifadelerin önyargılarla bezenmiş bilinçaltının tezahürü olduğunu anlayabiliyorum... Niye “herkese göstere göstere, hiç utanmadan” terk ediyor diye de düşünüyorum...


Kendini “tiyatro eleştirmeni” olarak niteleyen birinin bir tiyatro eserini yarısında terketmekten daha çok utanacağı ne olabilir ki?


Herkesin hayatında utanarak yaptığı şeyler olmuştur, ama kendini “tiyatro eleştirmeni” diye niteleyen birinin (mesleği değilse de) uğraş edindiği şeyin olmazsa olmazını yapmadığı, yani üzerine yazı yazacağı bir oyunu yarısında terketmek gibi utanç verici bir şeyi “herkese göstere göstere” yapmasını teşhircilik olarak nitelemek haddimi aşacağı için öyle nitelemiyorum... Üstelik “Üstün” insan herkesin tanıdığı bir pop star mıdır ki “gösterdiği” herkesin kendini gördüğü vehmine kapılmaktadır anlayamadım...


Kendini “tiyatro eleştirmeni” olarak niteleyen “Üstün” insanın kendi deyimiyle “birader”i Aydoğan Temel’in 19.yüzyılın cok önemli yazarlarından birini maymun edip etmediğini bilemiyorum, lâkin bir sanat eserinin birazına bakıp tüyüp giderek “Üstün” insanın kendine sıfat olarak seçtiği “Tiyatro eleştirmenliğini” kepeze ettiğini kendi yazısındaki ipuçlarıyla anlayabiliyorum...


Kendini “tiyatro eleştirmeni” olarak niteleyen “Üstün” insanın eleştiri diye yazdığı yazıdaki jargona da bir bakalım... ““eh” kıvamında kostümler”, “pörsümüş koreografi”...


Sonuç olarak, sevgili Üstün Akmen Abi’ciğim... Çok rica ederim yapmaya heveslendiğin uğraşla ilgili biraz araştır soruştur... Bir tiyatro oyununu “eleştireceksen” önce sonuna kadar seyretmek konusunda sabırlı ol... Ömrünün bir saatini o işe harca ki yazdıklarının kıymeti harbiyesi olsun...


Yazılarında emeğe, tere gözünü yumma hakkını nereden buluyorsun anlayamıyorum... Sorsam “Emek en yüce değerdir.” diyeceğinden eminim oysa... İster inan isten inanma, Aydoğan Temel’le hayatımın hiç bir döneminde çok ileri bir arkadaşlığım olmadı... Bu yüzden de onun avukatlığını falan yapıyor değilim... Sözü edilen oyunu da seyretmedim...


Diyeceksin ki: seyretmediğin oyun hakkında ne tatava ediyorsun... Seyretmediğim oyun hakkında tatava etmiyorum... Senin yazdığın yazı hakkında tatava ediyorum... Nasıl ki senin o yarısında terkettiğin oyunun sürecinden haberin yoksa, benim de senin antraktta herkese göstere göstere çıkıp gittiğin oyunun ilk bölümünde çektiğin azabı bilmiyorum...


Kaldı ki ben senin eleştiri diye nitelenmek için bir şahit isteyen yazını harf harf ve başından sonuna büyük bir dikkatle okudum...


Polemik sevmediğini, (beceremediğini), cevabını veremeyeceğin (verilecek cevabın olmayan) sorular sorulduğunda yan çizdiğini çok iyi bildiğim için senden cevap falan beklemiyorum... Nasılsa Othello ve Keşanlı polemiğimizde olduğıu gibi “yok mu benden yana çıkan bir tiyatro erbabı” diye feryad-ı figan edeceksin ve senden yana çıkan bir tiyatro erbabı bulamayacaksın... Engin Alkan’ın oyunda söylediğini iddia ettiği sözlerin doğrularını yazdığı anda olduğun gibi “tilt” olacaksın ve “trak” gelecek... Bence şu trak meselesini çok ciddiye al ve şu an itibariyle eleştiri yazılarına “trak” gelsin...


Sevgili Üstün Abi, tiyatro çok zor yapılan ve pahalı bir iş... Öyle daktilonun başına oturup “zart”, “zurt” edilen bir şey değil... Bu yüzden de kendimi, mesleğimi, ve bu meslek varlığını sürdürsün diye çırpınan meslektaşlarımı savunmak zorunda hissettiğim için, senin jargonunu kullanıp, kırıcı olmaktan korkmadan eleştirmen eleştirisi yazmaktan çekinmiyor, hatta bunu zorunlu buluyorum... Dikkatini çekerim “eleştiri” eleştirisi değil, “eleştirmen” eleştirisi diyorum...


Tiyatroyla ilgili her türlü yapılanmanın içinde kendinize yer bulmanız, beni çok mutlu ettiği üzre beni ödül adayı göstermeniz sayısız insanın emeğiyle üretilen bir eseri yarım yamalak seyredip, bir de bunu marifetmiş gibi yazma cüretiniz, o yarım yamakak seyrettiğiniz işlerde tü-ka-ka etme hakkı vermez size...


Sizin “mahalle jargonuyla” söyleyeyim, bir oyuna sıçıp sıvamak bırakın sizin gibi yıllarını bu işe vermiş bir abimizin, sokaktan geçen bir vatandaşın da hakkıdır... Ama kimsenin bir sanat eseri hakkında “görmemeniz gereken oyun” demeye hakkı yoktur... “Düş ve Klarinet” sabıkanızda olduğu gibi “Hemen sahneden kaldırılması gereken” oyun deme hakkı yoktur...


Hele sizin gibi birinin, manitayı tiyatroya atmış bir zibidi gibi oyunu antraktta terketmeye, bunu da herkese göstere göstere yapmaya hakkı yoktur... Maç 90 dakikadır ve hakem düdük çalmadan bitmez...


Yıllar evvel Ali Sami Yen stadında ilk yarısı 0-3 biten Fenerbahçe – Galatasaray maçında ben oradaydım... Hani “I was there.” tadında... İlk devre 0-3 olmuştu... Yani bitmişti bir anlamda... Arkadaşlar: “Hadi gidelim lan.” demişlerdi... Bir kaçı da gitmişti hatta... Ben ümitsizlik içinde oturdum...


İkinci yarı tarih yazıldı... 1-3, 2-3, 3-3, 4-3...


4-3...


Bir Fenerbahçeli olarak hayatımın en güzel günlerinden biriydi... Oysa 0-3 olunca çekip gitmek geldiydi içimden...


Maç bitmeden sonuç söylemek kendini eleştirmen olarak niteleyen birine yakışmıyor...


Sevgilerimle canım Üstün Abi’m... 


CAN DOĞAN

ŞEHİR TİYATROSU
OYUNCU VE YÖNETMENİ
PaylaşXFacebookWhatsAppE-posta

Can Doğan imzalı diğer yazılar

Yazarın sayfası
Polemik

Can Doğan'dan Feridun Çetinkaya'ya Cevap Yazısı

Sevgili www.tiyatrodunyasi.com okuyucularının affına sığınarak zorunlu bir açıklama… 4 Ocak 2009 tarihli ve Feridun Çetinkaya imzalı bir yazıda adım geçtiği için cevap hakkı kullanmak açısından bu yazıyı www.tiyatrodunyasi.com okurlarıyla da paylaşmayı doğru buldum.

Polemik

Can Doğan'ın Sitemizde Yayınlanan İddia ile İlgili Yazısı

Sevgili İsmail Can Törtop, Dünyanın her yerinde bir internet sitesi editörü olmanın bedeli yıllık 100, 150, bilemedin 250 dolarlık bir masraf yapabilmenin ötesinde bir “şey” gerektirmez. Ama bu parayı ödeyebilecek kadar maddi olanağı olması bir insana aklına esen her şeyi yazıp çizip ortalığa serme hakkı vermez…

Polemik

Tanrı Şehir Tiyatrosu'nu 90'lı Yılların -Ruh-suzluğundan Korusun

Şehir Tiyatrosu'nun sabık muhalifi ve sabık yöneticisi Sayın Hülya Karakaş Hanımefendi zaar ki çok fazla Uğur Dündar'lı düello seyretmiş olmalı ki bundan esinlenip yepyeni bir öneriyle daha internet ortamında ispat-ı vücut etmeye karar vermiş... Etmiş de… www.tiyatrodunyasi.com portalından yepyeni ve özgün fikirlerini bizimle de paylaşma nezaketini göstermiş...

Polemik

Annen Baban İşte Bunu Bilmezler

Sevgili kardeşim ve okul arkadaşım Adnan Tönel’in sitenizde yayınlanan yazısını okuduktan sonra yirmibeş yıldır ekmeğini tiyatro ve bağlantılı iş kollarından kazanan biri olarak kendimi çok mutazarrır hissettim… Haddim olmayarak ben de Üniversite’de öğretim görevlisi olarak görev yapmış biri olarak bunun pek de önemli bir kariyer noktası olmadığını gördüm…