İçeriğe geç
Tiyatro Dünyası

Polemik

Tanrı Şehir Tiyatrosu'nu 90'lı Yılların -Ruh-suzluğundan Korusun

Can Doğan, , 3.361 görüntülenme


Şehir Tiyatrosu'nun sabık muhalifi ve sabık yöneticisi Sayın Hülya Karakaş Hanımefendi zaar ki çok fazla Uğur Dündar'lı düello seyretmiş olmalı ki bundan esinlenip yepyeni bir öneriyle daha internet ortamında ispat-ı vücut etmeye karar vermiş…
Etmiş de… www.tiyatrodunyasi.com portalından yepyeni ve özgün fikirlerini bizimle de paylaşma nezaketini göstermiş… Gerçi her ne kadar bu nezaketi gösterirken Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya'yı muhatap aldıysa da yazdıkları itibariyle sadık bendenizi pek eğlendirdi… Kendilerine teşekkür etmeyi borç hatta görev edindiğim üzre hanımefendinin yazdıkları hakkında nacizane fikriyatımı tiyatro erbabı ile paylaşmadan edemedim…
Bu satırları okuyan herkesin bildiği üzre birileri birilerini "Haydi gelin konuşalım." diye çağırıyorsa aslında "çağıran" o birilerinin derdinin aslında "Size söylemek istediğim şeyler var, gelin de dinleyin." anlamına geldiği aşikârdır. Toplantı mekanında şeklen de durum böyledir. Çağıranın önünde mikrofon vardır ve o çağıran derdini uzattıkça uzatarak anlatır ve insanların sigara, çay yahut çiş zamanı geldiğini hissettiğinde "Buyrun, şimdi sizi dinliyorum." der… Kalabalığın içindeki kişi mikrofonu olmadığından kelli sesini duyurmak için bağırarak konuşur ve doğaldır ki agresif bir görüntü verir… Ne zaman ki insanlar sigaralarını, çaylarını, çişlerini bitirip salona döner o zaman "çağıran" taraf önünde bulunan mikrofona biraz daha eğilir ve en haşin dublaj sesiyle derdini uzatarak bir kere daha anlatır… Taa ki insanların tekrar çişinin geldiğini hissedene kadar…
Hülya Karakaş Hanımefendi'nin mikrofonu ele geçirdiği ilk günü hatırlıyorum… Şehir Tiyatrosu'nda yönetim kurulu seçimi yapılıyordu ve ben de divan başkanıydım… Mevcut Genel Sanat Yönetmeni hakkında neler neler söyledi, Şehir Tiyatrosu arşivinde vardır… Mevcut GSY'ye karşı yönetim kuruluna girip ona muhalefet edeceğini falan söylemişti… Alkışlarla biten konuşmasından sonra Yönetim Kurulu'na seçildi… Demeye kalmadı, inanılamaz bir şekilde muhalefet edeceğini söyleyerek oy topladığı o GSY'nin yörüngesine girdi…
Sayın Hülya Karakaş'ın mikrofonu bir kez daha ele geçirdiğini de hatırlıyorum… Bu kez muhalefet edip de seçildiği GSY'nin tarafındaydı… "Değişti o." dedi… "Olamaz mı?" Divan Başkanı yine sadık bendenizdi… Seçilemedi bu kez…
Ama önce muhalifi, sonra yandaşı olduğu GSY onu yönetimin içinde tutmanın bir yolunu buldu… Sayın Hülya Karakaş uzunca bir zaman Şehir Tiyatrosu'nun yönetim katında görev yaptı…
Ve derken 85 yıldır olduğu gibi bir sabah uyandık ki Şehir Tiyatrosu'nun yönetimi değişmiş… Yeni gelen Orhan Alkaya yönetimi Hülya Karakaş Hanımefendi'nin Şehir Tiyatrosu yönetim katında olmasının faydalı olmayacağına inanmamış olmalı ki Sayın Hülya Karakaş Hanımefendi, yönetici olarak uyuduğu gecenin sabahında "yönetmeyici" olarak uyandı…
Genel kurul toplantılarının "belden aşağı vurulan" zeminler olduğu konusunda kendi tecrübesini www.tiyatrodunyasi.com okuyucularıyla paylaşmasından bir tiyatrosever olarak çok mutlu oldum…
Sayın Hülya Karakaş Hanımefendi'nin Şehir Tiyatrosu "çalışmayanı" olmasında Orhan Alkaya'nın dahli olduğunu hiç sanmıyorum… Kadro yapan onca rejisörden biri "bu rolde Hülya Karakaş'dan başkası olmaz." demiş de Orhan Alkaya mızıkçılık etmişse çok ayıp etmiş demektir… Ama böyle bir rejisör olabileceğinden, bir rejisör olarak ciddi ciddi şüphelerim olduğunu söylemem gerek… Hülya Karakaş Hanımefendi kendisinin olmazsa olmaz bir oyuncu olduğunu söyleyen bir rejisörü de umarım yanında getirir herkesi çağırdığı toplantıya…
Bu noktada Orhan Alkaya'nın avukatlığını, hatta tetikçiliğini yaptığım düşünülebilir… Düşünmeye karşı olmadığım için bu duyguya da saygı duyarım… Lâkin bildiğim bir şey varsa, insan olarak elbette zaafları olması muhtemel Orhan Alkaya'nın dosdoğru bir adam olduğuna şehadet edebileceğimdir… Çünkü başka türlüsünü becerecek yeteneklere sahip değildir. Olsaydı Hülya Karakaş Hanımefendi'yi karşısına alıp açıkoturum yapar "Komedi Dükkanı" programına bir alternatif yaratırdı. Bende Orhan Alkaya'nın sahip olmadığı bütün "acayip" yetenekler fazlasıyla var… Buyursun Hülya Karakaş Hanımefendi benim karşıma çıksın, çıksın ki gülelim eğlenelim…
Sonuç olarak… Sayın Hülya Karakaş belli ki Uğur Dündar'ın yönettiği açık oturumları çok seyretmenin etkisiyle derdini anlatabilecek bir zemin arıyor… Ama nedendir bilinmez bendenizin birkaç ay önce yazdıklarına cevap verecek cesareti gösteremiyor…
Göstermemesini de makul karşılıyorum, ben kimim ki hanımefendi bana cevap versin… Doğaldır ki insanın sorduklarına cevap alamaması sıkıntılı bir durum… Hanımefendi bana cevap vermeyeli/veremeyeli ben de sıkıntı yaşıyorum…
Tamamen münasebetsizliklerle bezeli 1990'lı yıllara özlem duymasını da anlayışla karşılıyorum…
Çünkü kurt puslu havayı sever.
Tiyatro idaresinde görevli olduğu dönemde sahnelenen ve kendine rol "aldığı" oyunun şu an oynamamasına şaşmasına da şaşıyorum… Tıpkı Hanımefendi tiyatro idaresindeyken seyretme lûtfunda bulunmadığı, tiyatro yönetimindeki mesai arkadaşlarının hemen hemen hiç birinin seyretme lûtfunda bulunmadığı bir oyunun aniden sahnelerden yok edilmesine bendenizin şaştığı gibi…
Neticede Sayın Hülya Karakaş Hanımefendi söyleyecek bir sözü yoksa en azından sessiz kalabilmeyi becermeyi öğrenebilir… Öğrenmelidir…
Öğrenmemekte de israrlı görünüyor… Allah yardımcısı olsun…
Bankamatikteki şifresini unutmasın yeter…
Can Doğan
PaylaşXFacebookWhatsAppE-posta

Can Doğan imzalı diğer yazılar

Yazarın sayfası
Polemik

Can Doğan'dan Feridun Çetinkaya'ya Cevap Yazısı

Sevgili www.tiyatrodunyasi.com okuyucularının affına sığınarak zorunlu bir açıklama… 4 Ocak 2009 tarihli ve Feridun Çetinkaya imzalı bir yazıda adım geçtiği için cevap hakkı kullanmak açısından bu yazıyı www.tiyatrodunyasi.com okurlarıyla da paylaşmayı doğru buldum.

Polemik

Can Doğan'ın Sitemizde Yayınlanan İddia ile İlgili Yazısı

Sevgili İsmail Can Törtop, Dünyanın her yerinde bir internet sitesi editörü olmanın bedeli yıllık 100, 150, bilemedin 250 dolarlık bir masraf yapabilmenin ötesinde bir “şey” gerektirmez. Ama bu parayı ödeyebilecek kadar maddi olanağı olması bir insana aklına esen her şeyi yazıp çizip ortalığa serme hakkı vermez…

Polemik

Fırıldak Eleştirmenliği Kolay Değil

Biri ortaya çıkıp da kendini “eleştirmen” olarak tanıtırsa ve eleştiri yazısı olduğunu iddia ettiği “şeyler” yazarsa o kişiye “eleştirmen” denir mi bilemiyorum... En azından ben demem... Bir sanat eserini “eleştirmenin” bir numaralı koşulunun o eserin tamamını enine boyuna takip etmesi gerektiğini düşünüyorum... Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen biri 10-15 YTL verip bilet alan ve oyun seyretmek için salona giren zibidi değildir ki canı sıkılınca çıkıp gitsin...

Polemik

Annen Baban İşte Bunu Bilmezler

Sevgili kardeşim ve okul arkadaşım Adnan Tönel’in sitenizde yayınlanan yazısını okuduktan sonra yirmibeş yıldır ekmeğini tiyatro ve bağlantılı iş kollarından kazanan biri olarak kendimi çok mutazarrır hissettim… Haddim olmayarak ben de Üniversite’de öğretim görevlisi olarak görev yapmış biri olarak bunun pek de önemli bir kariyer noktası olmadığını gördüm…