İçeriğe geç
Tiyatro Dünyası

Makaleler

Kırşehir Ahilik Haftası Kapsamında Tiyatro : Evran

Berkan Karasu, , 6.403 görüntülenme

EVRAN
İyi duyun anlayın bu Evran’ı
İpekten yumuşak, çelikten serttir
Evran erendir, yiğittir, merttir
Evran bedeldir birkaç orduya
Tanrı nimetidir Anadolu’ya.
İşte böyle başlıyor Ahi Evran hakkında yazılan manzum oyun. Ahilik teşkilatının yani günümüz esnaf odalarının ilk teşkilatlanmalarının başı olarak bilinen “Ahi Evran”, tam adıyla “Nasirüddin Mahmud bin Ahmed el-Hoyi” 1171 yılında bugün İran sınırları içerisinde bulunan “Hoy” şehrinde doğmuştur.
Oyun Kırşehir’de başlıyor. Yani Osmanlı Devleti’ndeki Ahi teşkilatının ana yurdunda. Oyun içerisinde Ahi Evran’ın hayatının Kırşehir başlangıcıyla ölümü arasındaki süreç ele alınıyor. Ayrıca oyunun manzum olarak oynanması da seyircilere ve oyunculara ayrı bir tat verdiğinin düşüncesindeyim.
Oyunun teksti Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi Özer ŞENÖDEYİCİ tarafından uzun araştırmalar sonunda yazılmış ve yine Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölüm Başkanı Doç. Dr. M. Fatih KÖKSAL tarafından manzum piyes haline getirilmiştir. Ayrıca Ahi Evran Üniversitesi Ahilik Kültürünü Araştırma Merkezi de oyunu kitaplaştırmıştır.
Derler ki… Nur üstü nurmuş bu şehir,
Kerpici gül ile yurmuş bu şehir.
Gül gibi kokarmış sokaklar bütün,
O yüzden bir adı “Gül”müş bu şehir.
Hacı Bektaş, Emrem Yunus ordaymış;
Kaç dervişe postun sermiş bu şehir.
Kucak açmış sevgi ile gelene,
Malya’da zalime zormuş bu şehir.
Türkmen ili, koç yatağı imiş de
Ne geçirmiş, neler görmüş bu şehir.
Sevgiyle sulamış kır toprağını,
Bir ekene yüz bin vermiş bu şehir.
Pir-i piran Ahi Evran gelmiş de
Bir ulu makama ermiş bu şehir.
Bütün bunları niye mi anlatıyorum? Kırşehir, bu hafta 21.si düzenlenecek olan Ahi Kültür Şenlikleri haftasına hazırlanıyor. Ve “Evran” isimli oyun da bu kapsamda tekrar seyircilerle buluşacak.
Oyunun ilk gösteriminde ben de rol almaktan büyük keyif almıştım. Yine istek üzerine bu kültür haftası için sahneleneceğini duyduğumuzda bütün oyuncular ayrı bir heyecanlandık. Neden mi? Kırşehir’e gelenler bilirler. Burada gezerken dükkânların vitrinlerine gözünüz takıldıysa görmüşsünüzdür. Hemen hemen bütün esnafın dükkanları için seçtikleri isimlerin başında gelir “Ahi Evran” ismi. Bu şehir de bu denli önemli bir kültür mirası olarak görülen “Ahi Evran”ın hayatını sahneye taşıyor olmak bize mutluluk veriyor elbette.
Ayrıca bu sene ki etkinlerin Sanayi Bakanlığı tarafından yapılıyor olması, ulusal bir boyuta getirilerek bir haftalık bir sürece çıkartılıp, yoğun bir kültür haftası haline getirilmesi de ayrı bir güzellik veriyor oyunumuza.
Oyunda “Şed Kuşanma” adı verilen Ahilikte büyük önemi olan bu gelenek tüm ince ayrıntılarıyla da verilmiş durumdadır. Şed kuşanmamış esnaf halkın gözünde küçüktür. O yüzden bir usta yanında mesleğinin inceliklerini öğrenip Ahi teşkilatına ürünlerini sunarak Şed Kuşanmaya hak kazanması gerekir. Şed törenlerinde içilen tuzlu suyun da Hz. Peygamberimize dayanan bir özelliğinin olması o günlerden bu günlere taşınan bir özellik olarak devam ede gelmektedir. Hz. Peygamberimiz döneminde bir kadınla bir adamın bir evde kötü işler yaptığı haberi üzerine Hz. Peygamberimiz, Hz. Ali’yi eve bakması için görevlendirir. Ancak Hz. Ali hiç kimsenin ayıbı beni ilgilendirmez diye düşününce eve bakmaya gittiğinde evin etrafını gözleri kapalı gezer, peygamberimize gelip bir şey görmediğini söylediğinde, Peygamberimiz Hz. Ali’ye sen bu milletin fethasısın diyerek suya tuz karıştırarak ikram eder. Böylece İslamiyet öncesinde kullanılan şarap, tuzlu şerbet olarak değişir. “Sen benim refikimsin, ben Cebrailin refikiyim, Cebrail de Allah’ın refikidir.” diyen Hz. Peygamberimizden sonra Ahi Evran ve teşkilatı sayesinde bu gelenek günümüze kadar gelmiştir.
Ve yine “Pabucunu dama atmak.” deyimi de Ahilikten gelmektedir. Hileye karışan esnafın ayakkabılarından biri halkın gözü ününde Ahiler tarafından dükkanının damına atılır ve o esnaf artık doğru kişi olarak görülmez ta ki tekrar şed kuşanana kadar.
Yazılan oyunun aynı zamanda bir film senaryosu da bulunmaktadır. En kısa zamanda hayata geçmesini dileyerek oyundan bir manzumla, kültür haftası boyunca emeği geçecek olan herkese saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Evran – Biz hak söyleriz, hakikat deriz,
Helal sanat işler, helalden yeriz.
Üç düğüm attık belin bağladık
Hem belin, hem gözün, dilin bağladık.
Üç gün sonra bir üstadın gelecek
Üç düğümün üçünü de çözecek
Açılan üç düğüm üç şeyi açar:
Cimrilik, pahallık Ahiden kaçar
Kapını, elini, sofranı açık tut
Kibiri, tamahı ve hırsı unut
Öğrendiklerini, sen de öğret ki
Yaşasın Ahilik, yeşersin umut…
(Şed Kuşanma sehnesinden bir manzum)
Berkan Karasu
PaylaşXFacebookWhatsAppE-posta

Berkan Karasu imzalı diğer yazılar

Yazarın sayfası
Makaleler

Engelleri Kaldırmak Yetmiyor

Sizlerle paylaşmak istediğim, aslında hayatımızın en önemli parçaları olan ve her an her yerde karşılaştığımız ancak bir şekilde görmezden geldiğimiz çocuklarımızın, kardeşlerimizin, büyüklerimizin geçtiğimiz haftalarda yılda bir kez de olsa hatırlandığı ve adından hiç haz etmediğim Engelliler Haftası etkinlikleri.

Makaleler

Hacivat - Karagöz Gölge Oyunu Tiyatrosu - İzlenim

Yollardan yeni döndük. Nerede miydik? Aldık elimize Hacivat ve Karagöz’ü, başladık o köy senin bu okul benim dolaşmaya. Gezici Karagöz Gölge Oyunu Tiyatrosundan bahsediyorum.

Sizden Gelenler

Biri Sanat mı Dedi?

Toplumları her zaman ileri seviyelere ulaştıran o toplumun belli kültür etkisi çerçevesinde sanatla uğraşmasıdır. Ama artık günümüz birazcık çıkar ve baba dostu, tanıdık ilişkilerinin ön planda olduğu bir dönem haline gelince gerçek sanat yapanların, değil bir ayağının çukurda olması iki ayağı birden çukurda olma durumları ortaya çıktı.Bir proje gerçekleştirir beğeni alırsanız yeni projelere yelken açmak daha kolay olur elbette; ama bir proje yapmak için destek istediğinizde o zaman size verecekleri cevaplar karşısında hayretler içinde kalabilirsiniz.

Makaleler

Zoraki Sanat

Bir haftadır Aydın’dayım. Burada birazcık dolaştım. Dolaşmamdaki amaç amatör tiyatroların çalışmalarını izlemek içindi. Genelde uğrak yerlerin liselerdi. Liselerdeki tiyatro gruplarının çalışmalarıydı. Okulların eğitim-öğretime başlamasıyla liselerde edebiyat öğretmenleri tiyatro çalışmalarına hemen başlamışlar. Nitekim zaten bir kere tiyatro hastalığına yakalanınca okulların açılmasını bile beklemeden oynayacakları oyunları seçmişler. İlk durağım Kuyucak Çok Programlı Lisesiydi...