Makaleler
Zaten Aktör Dediğin Nedir Ki?
Fatih Ermiş, , 7.361 görüntülenme
Hayatında tiyatroya gönül vermiş kim bilmez ki bu sözü, “Zaten aktör dediğin nedir ki?” diye başlayan o tirad pek çoğuna göre bir aktörü özetleyen, bir başka çoğunluğa göre de bir aktörü en yalın şekliyle anlatılan tirad. İşte bu tirad Haldun Taner’in ölümsüz eseri “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nın finalinde yer almaktadır. Oyunun doruk noktasına ulaşan bu tiradı oyunun yazarı Haldun Taner yazmadı, bu kelimeler usta tiyatrocu Münir Özkul’un kaleminden döküldü. Thomas Fasulyeciyan karakterini canlandıran usta tiyatrocu bu final tiradını Haldun Taner’in ricası üzerine yazmış.
Peki seyirciler kadar tiyatrocuları bile etkileyen bu tirad ne anlatıyor? Herkesi nasıl bu kadar derinden etkiliyor? İsterseniz çözümlemeye çalışalım?
“Zaten aktör dediğin nedir ki?” diye başlarken kendi kendine soruyor ve hemen arkasından cevap veriyor. “Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır” yani bizler sahnedeyken bizi herkes tanır, herkes bilir ama sahnede olmadığımız zamanlar yüzümüz, kimliğimiz hatırlanmaz sadece sesimiz, söylediğimiz replikler akılda kalır diyor, devamında “bir zamanlar sonra da unutulur gider, olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olarak kalırız” derken de o akılda kalan repliklerimizde kaybolur tamamen unutuluruz ama oynadığımız oyun bir yerlere yazılmışsa, tarihe not düşülmüşse birileri de akıl edip oraya bakarsa belki ufacık bir hatırlanma şansımız olabilir. Akabinde seyirciye sormaya başlıyor “Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz” cümlesinde de kibarca oyunun bitmesini bile sabredemediniz yavaş yavaş hazırlanmaya başladınız eve gidip paltolarınızı gardroba asmayı planlıyorsunuz. “Birazdan tiyatro bomboş kalacak. Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar” dediği zaman da yavaş yavaş soyut cümlelerle soyut bir aleme geçiş yapmaya daha doğrusu seyirciler gittikten sonra olacakları soyut bir şekilde anlatmaya başlar, “Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılıp kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hiranus'la Virjinya'nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır.” Satenik’in oyunda söylediği şarkıları, kendi söylediği tiradlardan birini, Hiranuş’la, Virjinya’nın bir diyaloğunun tiyatro salonunda bir yerlerde kaldığını söylemektedir ve soyut anlatımına devam etmektedir. “İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler” o bahsettiği sözler oyun bittiğinden artık birer hatıra olmuşlardır, salon boşaldığında sessizliğin tavan yaptığı anda repliklerin ortaya çıkarak sahnede dolaşmaya başladıklarını söylemektedir. Hakikaten boş ve sessiz bir tiyatro salonuna gittiğinizde orada izlediğiniz oyunun replikleri sanki oralarda bir yerlerde duyulmaktadır. Kafanızın içinde bu hatıraları duyabilirsiniz, başka hiçbir yerde değil o salonda, buradan da usta yazarın anlatımında ki soyutluğu, somutlukla nasıl birleştirdiğine hayran kalmamak mümkün değil. Tiradın devamında “Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar” bizler oyunumuzu bitirdik o salondan ayrıldık, seyircilerimizde bizi izlediler evlerine gittiler, ama repliklerimiz orada kaldı hiçbir yere gitmedi ve sabaha kadar orada konuşmaya devam edecekler. “Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır” Güneş doğar, yani yeni bir gün başlar, o günde tiyatro personelinin mesaisi başlar, tiyatronun temizlik personelinin günün ilk saati vazifeleri tiyatro salonunu temizlemektir, temizleyiciler girince replikler korkudan yok olmamak için geldikleri yerlere giderler. “Perde...” Tiyatro dilinde kapanış yani artık her şey bitti yok olduk.
Kısaca bir oyuncuyu oynarken herkes tanır ama oynamadığı zaman onu kimse hatırlamaz. Oyuncuların kurtulamadıkları kaderlerini böyle mizahi bir şekilde anlatmak tabi ki herkesin yapabileceği bir şey değildir. Haldun Taner unutulmaz tiyatrocular arasında yerini almış çok özel biridir. Münir Özkul da yaşayan efsaneler arasında yerini almıştır. Onlar bir aktörü bu şekilde anlatırken bir aktörün mutlak kaderinin unutulmak olduğunu belirtirken kendilerini asla unutulmaz yapan ölümsüz sanatçılardır.
Fatih Ermiş