Neler Oluyor Orada? Mutlu Yıllar Sevgili Yalgın ve Sevgili Yelda… Tiyatro'da Adab-ı Muaşeret…
Neler Oluyor Orada? Mutlu Yıllar Sevgili Yalgın ve Sevgili Yelda…
Toplam 615 yazı, Sayfa 3 / 21
Neler Oluyor Orada? Mutlu Yıllar Sevgili Yalgın ve Sevgili Yelda…
"İlk aşk, güneşle toprak arasında doğdu" demişti Necati Cumalı.Ben aşkın hemen her yüzünü, her rengini yaşadım.Aşkın kimi kez bir ökse ve tuzak olduğunu,bazen nergiz, bazen yankı olabileceğini de, öğrendim yaşayarak.Rosenbergler'in aşkı gibi bir aşk, diye çok sordum kendime.Bilmem yaşamadım sanki.Ya da unutmuşum.Çok ötelerde kalmış.
Gözlerindeki o sonsuz ışık çakımları... sarıların menevişlendiği uçsuz bucaksız kahverengilikte yanıp sönen binlerce ışık... gölgesiz, riyasız. Hüzne zincirli bir gülümseyiş var dudaklarında.
Kadıköy uzun yıllardır özel tiyatrolara evsahipliği yapmış bir semt olarak, yeniden canlanmaya, sanat dolu günlere hazırlanmaya başlıyor.
“Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” Yaman Tüzcet kitabına André Gide’den bu alıntıyla başlıyor. Ve okudukça anlıyoruz ki, ölümün elinden iyi ki kurtulmuşlar, ve sözcüklere dökülmüşler… Anıları yazıya dökmek bireysel tarihten toplumsal tarihe eklemlenmektir. Hele ki yaşanılan tarihsel süreç, Türkiye’nin kültürel, sanatsal, siyasal değişimlerinin önemli evrelerine tanıklık etmişse anlatılanların sadece bir çift anıdan ibaret olmadığı ortaya çıkar.
Antik Yunan tiyatrosu her zaman çok etkileyici olmuştur. Euripides, Aeschylus, Aristophanes ve Sophocles, dönemin oyun yazarları olarak değerlerin ve cesaretin, yüzyıllar boyunca savunucusu olmuşlardır. Antik yunan tiyatrosu, Dionysus için yapılan törenler içinde gelişmiş ve her zaman toplumun ortak bir öğesi olmuştur.
ISSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI
Özer Arslanpay,
Bertolt Brecht’in “Sezuan’ın İyi İnsanı” yazarın en önemli oyunlarından biri.
1952 yılında Besni’de doğdum.
Adam marketin derin dondurucularından bulup çıkardığı gıda maddeleriyle kasaya geldi hızla bantın üstüne koydu, kasiyer kız aynı hızla bipleyip barkotlarını ödeyeceği miktarı söyledi.
Bir arkadaşın işgüzar tabirinden yola çıkarak sorarsak; “Şehr-i Ankara’da, Ekim ayının 2’sinden Kasım ayının 21’ine kadarki elli günde 15 oyun izlerse bir insan ‘tiyatro zehirlenmesi’ yaşar mı ?
1990’ların tam da başı...Soğuk , çok soğuk bir Ankara ayazı...
Bir gala neden 18.30’da yapılır?
Tiyatro dünyası çok değerli bir sanatçısını kaybetti, Mücap Ofluoğlu'nu...
Geçen gün, 70 yaşıma girdiğim gecenin sabahında, Cem Karaca’nın bir şarkısı dilime dolandı: “Ben suyumu kazandım da içtim/Ekmeğimi böldüm de yedim”.
Değerli sanatçının ardından bir taziye sayfası açmak istedik.
Ayrıntı Yayınları tarafından sanat ve kuram dizisi içerisinde yayınlanan sanat ve propaganda ilişkisi üzerine gerçekleştirilmiş önemli bir yapıt “Sanat ve Propaganda”.
İnsanlık Anıtı isimli heykelin ‘ucube’ yakıştırmasıyla yıkıldığı bir ülkede yaşıyoruz. “İçine tükürürüm böyle sanatın” diyenler adım adım iktidara taşındı ve halen bizleri yönetiyorlar. Demek ki yönetilmeye ihtiyacımız var (!)
Zannım o ki, sıradan bir ülke dahi, gelişen dünya içerisinde yer edinmek/kabul görmek istiyorsa mutlaka kültürel anlamda evrensel bir gelişmeye ulaşmalı, ekonomik ve sosyal sorunlarını kültürel bir anlayış ve gelişmeyle çok yönlü bir yaratıcılık içerisinde çözümlemeye çalışmalı.
Bir geriye dönüş yaparsak Münir Özkul’un Kanlı Nigar oyununu Altan Karındaş ile oynadığı dönemde (1968) Ülkü Erakalın Kanlı Nigar’ı film olarak yönetmişti.
12 Eylül öncesi terör tırmanıyordu. Buna karşın sıkı yönetim hiçbir şekilde tırmanan faşizm sardırılarına dur demiyordu.
Haldun Taner’in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı oyunu Türk Tiyatrosu’nda yeni bir aşamaydı.
Tiyatro ve sinema sanatçısı olarak Münir Özkul’a bakıldığında olağan üstü yükselen bir grafiği vardır.
ANTİGONENİN PROMETEUS ÜZERİNDEN ÇÖZÜMLENMESİ
Bir zamanlar kriz anlarında eknomik paketler uygulanırdı. 2 yıldır tiyatro nasıl bir kriz uyandırdıysa bazı beyinlerde(!) bunun içinde bir paket hazırlandı.
“İDEAL DEVLET”İNDE SANATA VE TİYATROYA KARŞI BİR DÜŞÜNÜR OLARAK PLATON
Tiyatromuzdan bir çınarın daha bize el sallayarak çekip gurbete gittiği gün:
Dün, Tiyatro Dünyası için, benim için karanlık bir gündü. Aydınlık, güzel bir insanı, usta bir tiyatrocuyu, öğrencilerine sadece tiyatroyu değil hayatı doğru yaşamayı, sadeliği, doğallığı öğreten bir büyük hocayı, Müşfik Kenter’i uğurladık.
Bu sözü ilk duyduğumda “Ne diyor?” demiştim. “Nasıl yani, insanız ya!”
Sadece bu cümle kaldı aklımda. İnsan ol!